Hazır aklımdayken…

Bol keseden sallayayım dedim.

Monthly Archives: Haziran 2013

Scrubs ve Hekim Cox Hakkında Yüzeysel Bir Yazı

Askerde (bi ara askerlik isimli fantastik mevzudan da bahsedecem) sıkıntıdan oluşturduğum “izlenecek diziler” listemde yer alan Scrubs’ı geçenlerde bitirdim. Diziyi bilenler bilir, fenomen diyebileceğimiz dizilerden bu sebeple hakkında fazla yorum yapmayacağım. Benim en sevdiğim karakterlerden biri olan Dr. Cox (nam-ı diğer Perry) dizideki en özenilmiş repliklere sahip kişi. Adamın J.D.’ye yaptığı bitirici vuruşlar bir yana ara ara bana “bir komedi dizisi için fazla” dedirten hastası olduğum sözleri var. Bunların bazılarını not ettim, aha da buyrun:

Her bölümde ayrı şaklabanlık peşinde koşan J.D.’ye hayat felsefesini açıkladığı vaazı:

Lemme go ahead and share a little something special with you that I like to call Perry’s Perspective. One: If someone’s standing in front of me in line at the coffee shop and they can’t decide what they want in the half an hour it took to get to the register, I should be allowed to kill them. Two: I’m fairly sure if they took porn off the internet, there’d only be one website left, and it’d be called Bring back the porn!” Three and most importantly of all: The only way to be respected as a doctor — nay, respected as a man — is to be an island; you are born alone, you damn sure die alone.

Psikiyatrist ve iflah olmaz bir optimist olan Molly ile dialogu:

Molly: Perry, no one’s pure evil! I mean, yeah, some people have a hard outer shell, but inside, everybody has a creamy center.
Dr. Cox: There are plenty of people here on this particular planet who are hard on the outside and hard on the inside.
Molly: So they’d have more of a nougaty center?
Dr. Cox: Lady, people aren’t chocolates. D’you know what they are mostly? Bastards. Bastard-coated bastards with a bastard filling. But I don’t find them half as annoying as I find naive bubble-headed optimists who walk around vomiting sunshine.

J.D.’ye modern tıbbın bence en büyük etik sorunuyla ilgili açıklaması:

Pumpkin, that’s modern medicine. Advances that keep people alive that should have died a long time ago, back when they lost what made them people. Now your job is to stay sane enough so that when someone does come in that you actually can help, you’re not so brain dead that you can’t function-for the love of God, what?

Koyu katolik hemşire Laverne Roberts ile Tanrı’nın niyeti hakkındaki konuşması (Hugh Jackman düşmanlığı içerir):

Laverne: Everything happens for a reason.
Dr. Cox: Are you really trying to tell me that things like New Orleans, AIDS, sugar-free ice cream, crack babies, Hugh Jackman and cancer all happen for a reason?
Laverne: “God works all things for good,” Romans, 8:28.
Dr. Cox: Bull dinky. Perry Cox, 6’1, Buck 85 after lunch.

Dr. Cox’un repliklerinin büyük bir kısmının toplandığı bir site de mevcut (www.coxisms.com). Burada o bitirici vuruşları ve nicesini bulabilirsiniz. Ve hala Scrubs izlemediyseniz bir an önce başlayın, pişman olmazsınız.

Not: Bu arada J.D. karakterini canlandıran Zach Braff’ın kendi yazıp yönettiği ve oynadığı Garden State adlı bir filmi de var. Ben seneler evvel izlediğimde oldukça beğenmiştim, yanlış hatırlamıyorsam Big Fish hissiyatı yaratmıştı bünyemde. Şimdilerde bu abinin bir kickstarter projesi var. Umarım bekleneni verir de daha sık görürüz ekranlarda kendisini.

Not 2: Bu sıralar popüler olan “Sloganını Unutan Adam” videosundaki mevzu bahis kişiyi ilk gördüğümden beri Ted’e benzetiyorum. Aynı onun bahtsızlığına sahip ve aynı kafa kaşıma hareketini yapıyor. Bi de Ted gibi “aaaaoo” dese tam olacak.

#diren

Harika bir şey oldu. Başlangıcından bu yana neredeyse 3 hafta olacak ama ben hala düşündükçe şaşırmadan edemiyorum. 26 yıllık ömrümün gördüğüm en güzel eylemlerine sahne oldu Türkiye. İlk kez insanlar ideolojik görüşlerini bir yana bırakıp özgürlüklerini savunmak için birleşti.

Gezi parkı ile başlayan olayların geldiği nokta açık ve nettir ki üvey evlat muamelesi gören bir kesimin (ki sayıca azımsanacak bir kesim değil bu) ve bu muameleye maruz kalmamasına rağmen bundan rahatsızlık duyan “insanların” söz hakkı talebidir. Yediğine içtiğine, izlediği diziye, sevgilisiyle ilişkisine, kaç çocuk sahibi olması gerektiğine, kürtaj hakkına, eylem hakkına, eğitim hakkına karışılmasından nihayet gına geldi insanların. Her şeye burnunu sokan sevimsiz uzak akrabalara benzeyen tavırlarıyla başbakan getirdi olayları bu noktaya.

Bu olaylar bir ilktir çünkü Türk medyası, belki de tarihinde ilk kez olayları saptırmayı becerememiştir. Kafalarda direnişle ilgili soru işaretleri oluşturarak kırmak amacıyla yapılan her yalan haberin hemen arkasından delilleriyle işin aslı ortaya çıktı. Ve ben şimdiye kadar medya yoluyla ne kadar çok olayda yanıltılmış olabileceğimi düşündüm. Uzun bir zamandır bu şüpheyi taşıdığım için medyayı uzaktan takip etme kararımın ne denli yerinde olduğunu gördüm.

Devlet babanın çocuklarına yaptıkları en nazik tabirle hayal kırıklığı olmuştur. Devletin görmemezlikten gelme olarak başlayan tavrı şiddet uygulama, aşağılama, ardından çamur atma, tekrar şiddet uygulama, tehdit, şiddet yok artık dedikten 2 saat sonra tekrar şiddet uygulama şeklinde devam etti. Sandı ki eski usul baskıcılıkla çözer bu işi de. Olmadı, yemedi bu sefer. Örgütlü bir hareket olmamasına, belirli bir lideri olmamasına rağmen direnişte en ufak bir zayıflama yaşanmadı.

Yazılacak çok şey, izlenecek çok video, incelenecek çok fotoğraf, dinlenecek çok şarkı, gülünecek çok duvar yazısı var. Umuyorum ki olaylar yatışınca kapsamlı bir sitede tüm bu materyaller gelecek nesillere sunulacaktır. Ağızlarından köpükler saçarak kendi halkına düşmanca sözler sarf edenler tarihe düşülecektir. Bu sefer unutmayacak halk.Image