Hazır aklımdayken…

Bol keseden sallayayım dedim.

Yeni Nesil Alice in Chains

Üniversitede öğrenciyken Dirt albümünü hatmettiğim bir grup Alice in Chains. 90’ların başında Seattle’dan çıkan diğer kayıp şahsiyetlerle beraber metalin tekerine çomak sokan ve bence grunge’ın en güzel halini yapan adamlar bunlar. Grunge’ın tekere çomak sokuşu ile ilgili ayrıntılı bilgi için Get Thrashed belgeselini izlemenizi tavsiye ederim.

Alice in Chains Them Bones, Dam That River, Rooster, We Die Young, Again gibi sırtını rock sound’una dayayan parçaların yanı sıra Nutshell, Would, Sea of Sorrow, Love Hate Love gibi son derece karanlık şarkılara imza atmış bir grup. ’96 yılı MTV unplugged kayıtları adamı hüzünlendirecek kadar içtendir. Buradaki hüznün sebebi pek masum suratlı, içine kapanık vokal Layne Staley’in aslında ileri seviyede uyuşturucu bağımlısı olduğunu ve bu kayıttan 6 yıl sonra evinde 15 gün gecikmeli olarak ölü bulunduğunu bilmemizdir. Bir daha onun gibi bir vokal, frontman gelmez muhtemelen.

Grubun ilk basçısı Mike Starr da benzer şekilde aşırı dozda uyuşturucudan öldü. Ama kendisi hem çok daha ileri bir tarihte öldü hem de uzun yıllar önce gruptan ayrılmış, yerini Mike Inez’e bırakmıştı.

Şimdi neden anlattım bunları? Alice in Chains özellikle Staley’in ölümünden sonra ortalıklardan çekildi hatta bir süreliğine grup dağıldı. 2007-2008 gibi gizli frontman, benim favori gitaristlerimden olan Jerry Cantrell “aga bu iş böyle olmaz” dedi ve vokale William Duvall’ı alarak grubu yeniden bir araya getirdi. Duvall, biraz tarzıyla da ilgili olmakla beraber Staley gibi bir vokalin ardından dinleyici çevresinde büyük bir önyargı ile karşılandı. Fakat adamın hem çok iyi bir sesi var hem de asıl olayı başlı başına vokal olmak yerine Cantrell ile vokal ve gitarları paylaşmak. 2010’da Sonisphere kapsamında kendilerini canlı izleme şansı elde ettim. Staley’in boşluğunu doldurmak adına onu taklit etmek yerine kendi bildiği işi yapıyor adam. Böylesi en güzeli bence.

Grup bu kadrosuyla  2009 yılında her yanı silkinme ve Staley’i anma kokan Black Gives Way To Blue (BGWTB) albümünü çıkardı. Albüm o senenin en ilgi çeken ve en başarılı çalışmalarından biri oldu. Uzunca bir süre atladığım bu albümü geçen ay ilk defa dinleme fırsatı buldum ve ayın yarısını loop modunda geçirdim. Check My Brain, Last of My Kind, Your Decision, Lesson Learned, Private Hell gibi efsane şarkılar barındırıyor içinde.

BGWTB’ya kendimi kaptırmışken yakın zamanda grubun The Devil Put Dinosaurs Here (TDPDH) albümünü çıkardığını öğrendim. Açıkcası bir önceki albümün başarısını yakalayabileceğinden şüphe ediyordum. İlk izlenimlerim de bu önyargımı destekler nitelikteydi. Fakat TDPDH zaman verilmesi gereken bir albüm. 2-3 dinlemeden sonra aslında BGWTB ile aynı ayarda olduğuna hatta ondan biraz daha iyi bile olduğuna kanaat getirdim ve ayın ikinci yarısı bu albümü dinlemekle geçti. Albümün (bence) şimdiden kült olmuş şarkıları arasında Hollow, Stone, Voices, Breathe on A Window, Phantom Limb var. Albüm kapağından (kapak çok orijinal bir fikirle yaratılmış) çekilen kliplere kadar üst düzey bir kalite anlayışının esas alındığını rahatlıkla görebiliyorsunuz.

Staley olmadan AiC eski AiC değil, olamaz da. Ama yeni nesil AiC’nin de ondan aşağı kalır hiçbir yanı yok.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: