Hazır aklımdayken…

Bol keseden sallayayım dedim.

The Crow: İntikam Soğuk Yenen Bir Yemektir

Sinemaya adam akıllı ilgi duymaya başlamam üniversiteye başladığım 2005 yılına tekabül eder. Kısa zaman içinde ecnebilerin “film-noir” dedikleri, bizdeki karşılığı “kara film” olan tür radarıma takıldı. Bir arkadaşın verdiği Kara Filmler isimli kitabın da etkisiyle türün belli başlı örneklerini izledim. Blade Runner, Dark City, L.A. Confidential, The Man Who Wasn’t There, Maltese Falcon ve şu an aklıma gelmeyen pek çok eser izlediklerim listesinde yerlerini aldı. Henüz film-noir ismini duymamışken bayıla bayıla oynadığım Max Payne ve daha sonrasında “A Film Noir Love Story” sloganı ile piyasaya sürülen Max Payne 2 de türün bilgisayar oyunlarına yansımalarındandı.

Gel gelelim uzun zamandır kara film izlememiştim. Geçtiğimiz ay internette Bruce Lee ile ilgili bir şeyler okurken oğlu Brandon Lee’nin vaktiyle bir film çekimi sırasında tabancaya gerçek mermi konulması sonucunda öldüğünü öğrendim. Bu benim için dumur anlarından biriydi çünkü henüz ilkokul yıllarımda okumayı yeni öğrenmişken gazetedeki “aktör gerçek mermi kullanıldığı için film setinde öldü” haberi çaktı aklımda. Zönk diye flashback yapıp tahminen 93-94 yılının bir yaz gününde yazlığımızın buzdolabı yanı sarı-siyah yaprak desenli tekli koltuğunda oturup gazeteyi karıştırırken buldum kendimi. O zaman bile “nasıl kadermiş lan bu” tepkisi verdiğimi hatırlıyorum. Olay zihnimde bir yerlerde saklı kalmıştı ve şimdi o olayın talihsizinin kim olduğunu öğrenmiştim. Gerçi Brandon Lee’nin ölüm tarihi Mart 1993 ama sinema tarihinde o yıllara rastlayan başka bu tip bir ölüm olmadığını düşünerek gazetenin haberi geç verdiğini ya da başka bir konu hakkındaki haberde detay bilgi olarak verilmiş olabileceğine kanaat getirdim.

Bu talihsiz olay The Crow isimli filmin çekimleri sırasında yaşanmış. Hemen bir fragman gelsin o halde.

Gerçi bu bir fanmade trailer ve ayı gibi spoiler içeriyor ama yine de hiç yoktan iyidir. Zaten buraları okuyorsanız spoiler gibi bir derdiniz yoktur diye tahmin ediyorum.

Filmin baştan aşağı 80’ler sonu 90’lar başı kokuyor. Uyuşturucu bağımlısı sadist çete üyeleri tarafından öldürülmüş bir çift ve inceleme yapan zenci polis memuru ile karşılaşıyoruz filmin başında. Ölüm ve öte dünya hakkında bilgi veren bir konuşma ile bazı durumlarda ölülerin öte taraftan kopup geri gelebileceğini aktarılıyor ve kahramanımız Eric Draven (Brandon Lee) bir karga vasıtasıyla ortama dahil oluyor. Amacı son derece net, evlenmek üzere olduğu sevgilisini ve kendisini öldürenleri bulup intikam almak. Kargası da bu amaç uğruna ona yol gösteriyor.

Anlaşılacağı üzere filmde iyiler ve kötüler net şekilde ayrılmış. Kötüler çok kötü, iyiler ise “yav size ne zararı vardı adamcağızın” diyeceğiniz kadar sıradan iyi. Çete üyelerinin kötü resmedilmesi için o kadar uğraşılmış ki adamlara alkol ile hap niyetine mermi (bildiğin 9mm tabanca mermisi) içirilmiş. Has adamımız Eric ise hayattayken bir rock grubunda çalan, kız arkadaşına delicesine aşık biri. Zaten öldürülmelerinin sebebi de kız arkadaşının evden çıkartma işlemine karşı durmaları için etraftakileri örgütlemesi (ya da bunun gibi bir şey). Yani bunca öte dünyadan gelmektir, karga istihdamıdır hepsini başlatan kötünün yoluna taş koyan iyilerin öldürülmesi. Normal şartlar altında bu iyi ile kötünün bu kadar net ayrıştırılmasından hazzetmem. Ama bu filmi böyle kabul ederek izlemek lazım. En azından intikam peşindeki adamın hiçbir açığı olmadan haklı olduğunu görmek rahatlatıyor.

Filmin çekimleri kara film olması için gerekenleri sağlamış. Son derece uğursuz bir atmosfer, boktan bir metropol, çeteler, karanlık çekimler ve yağmur birbirini tamamlıyor. Brandon Lee çok iyi bir performans sergilemiş. Oynadığı karakter görünümü ve davranışları sebebiyle zaman zaman Joker’i ve haliyle diğer bir talihsiz aktör olan Heath Ledger’i hatırlatıyor. Yaşasalardı her ikisi de muhtemelen çok başarılı işlere imza atmaya devam edeceklerdi.

Dediğim gibi ana karakterimiz bir rock grubundan çalışıyormuş yaşarken. Böyle bir karakterin olduğu filmde müzik de önemli bir yere sahip oluyor ister istemez. Draven kardeşimizin çatıda solo attığı sahne en akılda kalıcı sahnelerden biri. Bunun yanı sıra bir de Pantera, Nine Inch Nails, RAtM ve Stone Temple Pilots’ın yer aldığı bir soundtrack geliyor ki film hakkında okuduklarım arasında en çok değinilen konulardan biri olmuş bu.

Film hakkında çok detaylı incelemeler bulunabilir. Brandon Lee vurulduktan sonra çekilen sahneler, serinin diğer filmleri (4 filmlik bir seri bu ama söylenenlere göre ilk film dışındakiler yaramazmış) ve filmin uyarlandığı çizgiromanı ile ilgili pek çok bilgiye erişebilirsiniz.

Hem iyi bir kara film izlemek hem de Brandon Lee’ye saygı duruşu yapmak istiyorsanız The Crow izlemeniz gereken bir film.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: