Hazır aklımdayken…

Bol keseden sallayayım dedim.

Category Archives: Başımdan Geçenler

Bu Aralar – 3

Uzunca bir zaman sonra tekrar bu mecraya uğradım. Bunda şu an karaciğerimin yoketmeye uğraştığı ve içinden “ulan beni bununla uğraştırıyorsun ya” dediği dandik şarabın da etkisi var muhakkak. Neyse girişelim:

– Dün The Offspring’in Ixnay on the Hombre albümünü aldım. 1996 çıkışlı bu albümün benim için varolan hikayesinden bahsedeyim. Sene 1998, 6. sınıfın 1. dönemindeyim. Zamanın matematik hocası beni ve diğer birkaç öğrenciyi süper zeka gördüğünden midir nedir Tübitak’ın sınavına soktu. Sınav İTÜ’deydi. Gümüşsuyu’nun kasvetli koridorlarında yürürken annemin “inşallah günün birinde buralarda okursun” dediğini çok net hatırlarım. Kadıncağızın kalbi temiz ama bu lafı ederek iyi mi etti kötü mü etti hala emin değilim. Bundan başka net olarak hatırladığım iki diğer şeyden biri cevap kağıdı ile ilgili soru soran bir öğrenciye gözetmenin “daha adınızı yazmayı bilmiyorsunuz bi de Tübitak sınavına gelmişsiniz” şeklindeki yanıtıydı. 6. sınıftan lise 1’e kadar öğrencilerin katıldığı bu sınavda en çok ilgimi çeken şey ise sırada yanımda bulunan ve muhtemelen liseye giden yuvarlak gözlüklü, uzun saçlı, kumral bir gencin yarı açık sırt çantasında gördüğüm Ixnay on the Hombre albümüydü. O zamanlar NumberOne ve MTV’de rast gelmek için kıçımı yırttığım Offspring’in bilmediğim bir albümüydü bu. Sınavı falan siktret elemanda Offspring’in bilmediğim bir albümü vardı. Resmen 2 dakikada idolüm olmuştu. Sonra sınav soruları dağıtıldı, 6. sınıf bilgimle ile hayvan gibi matematik sorularını çözmeye kalkışınca sınavın elimde patladığını anlamam uzun sürmedi. Ben de şebekliğe verdim ve her soruda gözlerimi açıp ellerimi kaldırarak “bu ne ya” gibisinden tepkiler vermeye başladım. Ixnay on the Hombre’nin sahibi eleman da benim hareketlerimi farkedip arada bir gülmeye başladı.

20080618104823!Обложка_альбома_-Ixnay_On_The_Hombre-_группы_The_Offspring

Sonuçta 21 sorunun 4 tanesine yanıt verebildim. Ama siktret, Ixnay on the Hombre’nin varlığından haberdar oldum. Zaten o yaşta sanki gizli dehaymışım gibi beni o sınava sokan hocanın aklına sıçayım.

– Geçen yaz işsiz olmanın verdiği rahatlıkla Caddebostan sahilde bayaa bir vakit geçirmiştim ve büyük keyif almıştım. Bu sene de nisan mayıs geldiğinde yine benzer bir yaz yaşayacağımı umarak heyecanlanmıştım. Bugün 25.08.2014 ve ben henüz 1 kere sandalyemi alıp sahile inebildim. Gerçekten durup hayat hakkında düşünmem gerekiyor sanırım.

– Mart ayında Avusturya Linz’e gidip Siemens B.Data eğitimi aldım. Keyifli vakit geçirdim. Eğitimleri seviyorum, biraz yorum yapabileceğim bir konuysa mümkün olduğunca katılım gösteriyorum. Gel gör ki sertifikasını aldığım bu yazılımla ilgili iş gelmediği için çoktan unuttum bile.

– Haziran ayında Kartal Siemens’te 3 haftalık PCS7 eğitimine katıldım. Sınavını geçtim mi geçmedim mi bilmiyorum ama yine yoğun katılım gösterip çok şey öğrendiğim bir eğitim oldu. Ha elbette iş gelmediği ve muhtemelen uzunca bir süre de gelmeyeceği için yine unutup gidecem o ayrı. Beynim unutma temelli çalışıyor. Kendisiyle gurur duyuyorum.

– Tekrar ve tekrar farkettim ki çalışma hayatı insanı öldürüyor. Ya da ben çalışma hayatıyla özel hayatı bir arada götürebilecek kadar becerikli değilim. Zaman nasıl geçiyor anlamıyorum. Akraba ziyareti, arkadaşlarla vakit geçirmek gibi hayatın merkezinde yer alan her şeyi ıska geçiyorum. Kesinlikle durup hayat hakkında düşünmem gerekiyor.

Velhasıl kelam aktaracaklarım bunlar. Orta sınıf için orta, üst sınıf için yarak gibi bir hayatım var. Görüşmek dileğiyle esen kalın.

Reklamlar

Kader

Bakın Amerika. Teknolojisiyle her şeyiyle. 1907’de 361. Bu ocakların bu noktada bu tür kazaları sürekli olan şeyler.

RTE – 2014 Soma maden faciası ardından yaptığı açıklamadan bir bölüm.

Daha önce benzer elim bir olayda bakanının yaptığı açıklama için buyrun.

Bu Aralar – 2

Madem kişisel blog tutuyorum o halde neden başımdan geçenlere daha çok yer vermiyorum dedim ve “bu aralar” serisi oluşturmaya karar verdim. Hadi hayırlısı…

– Her ne kadar elimden geldiğince direnmiş olsam da askerden sonra kafama göre bir iş bulamadım. Bir tane çok uygun pozisyon vardı fakat uzun süre beklememe ve defalarca çok uygun bir aday olduğum belirtilmesine karşın bir türlü yeni çalışan alımı yapılamadı. Ben de yeter bu kadar atalet diyerek eski işime döndüm. Let the ızdırap begin.

– Yakın zamanda çıkan Shadowrun Returns‘u bitirdim. Bu sayede piyasadaki old school RPG projelerinden haberdar oldum. Şimdi merakla Wasteland 2 ve Cyberpunk 2077’yi bekliyorum.

– Spotify sayesinde 22-20s’i keşfettim. Bir süredir bol bol dinliyorum. Yakında hakkında bir yazı yazarım.

– Kelimelik isimli Scrabble çakması oyuna dadandım. Bununla da kalmayıp tozlu raflardan Scrabble’ı indirdim. Haftada birkaç akşam annemle kapışıyoruz.

20131104-022750.jpg

– Daha önce bir yazımda adı geçen nokta vuruşlu yazıcımı sahibinden.com aracılığı ile sattım. Sanırım hayatımın ilk ikinci el satışını yapmış oldum böylece.

– Powerline adında bir teknolojinin varlığından haberdar oldum. Elektrik hattı üzerinden ethernet haberleşmesini mümkün kılan bu teknik bana lisede lamerlerle dalga geçmek için kullandığımız “prizden heklerim bilgisayarını” kalıbını hatırlattı.

Albüm Taramak

Her şeyin yedeğini, yedeğinin yedeğini almayı hayat düsturu edinmiş garantici (ya da bir miktar paranoyak) biri olarak ailemizin kıymetli fotoğraf albümlerinin dijital yedeğini almayı uzunca bir süredir düşünüyordum. Bu tarz bir işe girişmek için öncelikle ciddi ölçüde zaman harcamayı göze almak gerekiyor. Bu yorucu iş tamamlandıktan sonra “lan keşke şöyle yapsaydım” dememek içinse en baştan her şeyi düzgün planlamak ve en uygun yöntemleri araştırmak çok önemli.

Teknolojik gelişim hızının boku çıktığı için bundan 10 sene öncesine kadar standart olarak kullanılan analog kameralar artık sadece dinazorlar tarafından tercih ediliyor. Ben işin teknik ya da sanatsal tarafına uzak olduğum için (bu arada fotoğrafın bir sanat dalı olup olmadığı konusunda henüz ortak bir kanıya ulaşılabilmiş değil) analog iyi dijital kötü muhabbetine anlam veremiyorum zira dijital kolaylık ve yetkinlik varken neden analogda ısrar edenlerin olduğu cevaplayamadığım sorulardan oluyor. Kıt bilgimle atıp tutmak istemesem de için için analog kullanıcılarının sırf cinslik yapmak için bu seçimlerinde ısrar ettiklerini düşünüyorum.

Neyse zaten bizim eve hiçbir zaman köşedeki fotoğrafçının sattığı dandik makinelerden başka makine girmedi. Yaşam kalitesinin üzerinde pek durmayan bir aile olarak “işimi görsün yeter” görüşünden ayrılmadığımız için albümlerimizdeki fotoğraflar da “anca iş görür” seviyesinde. Ne olursa olsun benim nazarımda son derece kıymetliler ve gelecek nesillere aktarılmaları gerekiyor. Benim gibi düşünen pek çok kişi olduğunu bildiğim için başımdan geçenleri anlatayım. Gerçi sıfır ziyaretçi ortalamasıyla devam ediyor blog ama bir gün elbet birinin işine yarar.

Öncelikle elimizde bir tarayıcı olmalı. Tarayıcı kalitesi yapacağımız işin kalitesindeki en önemli faktör. Piyasada milyarlık tarayıcılar olduğu gibi all-in-one yazıcılarda bulunan düşük seviye tarayıcılar da mevcut. Dediğim gibi zaten bizdeki fotoğrafların hali hazırda yüksek bir kalitesi olmadığından yazıcımdaki (Samsung SCX-4600) tümleşik tarayıcıyı kullanmakta sakınca görmedim. Aile albümleri için yeterli olduğunu düşünüyorum.

Tarama kalitesinin en yüksek olduğu yöntem direk negatiften tarama. Bizde yoktu ama sizde fotoğrafların negatifleri duruyorsa bunları tarayabilecek bir cihaza yönelmek mantıklı olabilir. Özellikle kaliteli bir makineyle çekilmiş kaliteli fotoğraflar için bu yolu seç(ebil)mek güzel olur. Tabi bu tip cihazların da maliyetleri yüksek oluyor.

Tarayıcıların çok fazla bir ayarı yok. Yapacağınız en önemli seçim çözünürlük seçimi olarak karşınıza dikiliyor. Okuduğum kadarıyla herkes 300dpi çözünürlüğün bu iş için yeterli olduğunda hemfikir. Ben de yaptığım testlerde 300dpi ile 600dpi arasında önemli bir kalite farkı olmadığına, buna karşılık tarama sürelerinde çok ciddi bir fark olduğuna kanaat getirdim. Yani çözünürlüğü 300dpi seçebiliriz.

Tarama konusunda diğer önemli bir seçenek kayıt formatı. Tutup da zaten tarama esnasında bir miktar kalite kaybına uğramış görüntüyü bir de jpeg gibi bir sıkıştırma formatıyla kaydederseniz yaptığınız işin üzerine tüy dikmiş olursunuz. Jpeg çok kral bir sıkıştırma formatıdır ama depolama araçlarının iyicene geliştiği bir ortamda fotoğraflarınızı sıkıştırmadan kaydetmeyi seçmelisiniz. Bunun için tiff en uygun seçim olarak karşımıza çıkıyor. Ben yaklaşık 1000 adet fotoğraf tarattım ve 6GB kadar bir yer kaplıyorlar. Sıkıştırmaya değmeyecek kadar küçük bir alan. Eğer Dropbox gibi sanal bir sürücüye yedek almayı düşünürseniz buraya koyacağınız dosyaları jpeg’e çevirebilirsiniz. Yine de bir yerlerde tiff halleri bulunsun.

Elinizde yüzlerce fotoğraf var. Bunları tek tek taratmak gibi çılgın bir fikirle yola çıkmayın. Tarayıcınız benimki gibi flatbed bir tarayıcı ise aralarında bir miktar boşluk bırakacak şekilde maksimum sayıda fotoğrafı tek seferde tarayın. Bu şekilde aynı anda ortalama 4 fotoğraf taramak mümkün oluyor. Eğer elinizde otomatik beslemeli bir tarayıcı varsa bir deste fotoğrafı koyup hepsinin takır takır taranıp bilgisayara aktarılmasını keyifle izleyebilirsiniz. Lakin böyle bir durumda fotoğrafın sıkışıp zarar görmesi, fotoğrafların temiz olmaması durumunda tarayıcının sürekli temizlenmesi gerekmesi gibi sorunlar çıkabilir. Pek çok kişide flatbed tarayıcı olduğunu düşünerek devam ediyorum.

Taradığınız fotoğraflar albümlerinden çıkıyorsa ya da direk albümde değillerse dediğim gibi aynı anda 3-4 fotoğraf tarayabiliyorsunuz. Buna karşılık yapışkan tabanlı, jelatin korumalı albümlerdeki fotoğraflar işi zora sokuyor. Bu albümlerdeki sayfalar A4 formatından büyük olduğu için her sayfayı 2-3 defa taratmadan tüm fotoğrafların tarandığından emin olamıyorsunuz.

İşinizi yaparken titizlenin çünkü çok meşakatli bir işe giriştiniz ve bittiğinde kesinlikle tekrarlamak istemeyeceksiniz. Öncelikle tarayıcı temiz olmalı. Yüzlerce fotoğrafın ortasında kıl görünmesini istemezsiniz. Bu nedenle LCD ekran temizleme solüsyonlarıyla tarayıcının camını ve kapağını silin. Bir fener yardımıyla toz, kıl, yün kalıp kalmadığından emin olun. Tarayacağınız fotoğraflar ister istemez tekrar kirlenmeye sebep olacağından bu temizliği ara ara tekrarlamalısınız. Bir elinize lastik eldiven takarak fotoğraflarda ve tarayıcının camında parmak izi bırakmanın önüne geçebilirsiniz. Bunu yaptığınızda ilk temizlikten sonra ara ara yumuşak bir fırçayla tarayıcı camındaki tozları temizlemeniz yeterli oluyor.

Uzun uğraşlar sonucunda tüm fotoğrafları 300dpi çözünürlükte tarattık ve tiff formatında kaydettik. Şu an elinizde her birinde 3-4 fotoğraf bulunan yüzlerce tiff dosyası var. Üstelik bu fotoğraflar ister istemez yamuk taranmış durumda. Her bir dosyayı açıp, içindekileri tek tek ayırıp, açılarını düzeltip, yeni dosya ismi verip kaydetmemiz gerek. Böyle bir iş taramaktan daha zahmetli olacaktır. Dünyada bu işe kalkışan ilk kişi siz olmadığınız ve hala dünyada iyi kalpli insanlar olduğu için şu sitede anlatıldığı üzere Photoshop ya da GIMP kullanarak bu zorlu işi otomatiğe bağlayıp çözüyoruz. İlgili yazıda GIMP’in bu konuda Photoshop’a nazaran daha başarılı iş çıkarttığı belirtilmiş. Zaten Photoshop sahibi olmadığım için hemen GIMP’i kurup anlatılan ayarları yaptım. Bu yöntemle günler sürecek işlem dakikalar içinde tamamlanıyor. GIMP’in fotoğrafları düzgün bir şekilde ayırması için birbirlerine çok yakın taranmamış olmaları gerekli. Tararken buna dikkat ettiğiniz sürece ayırma işleminde pek bir sorun yaşamıyorsunuz. Buna karşılık yapışkanlı albüm sayfalarında genellikle arkaplan desenli olduğu için program ister istemez başarısız oluyor. Bu durumda kesme çevirme işlerini elle yapmak gerekiyor. Ben bu şekilde toplam 250 fotoğraflık 3 albümü 2 tam günde ayırabildim. Bir süre sonra insanın midesi bulanıyor. O nedenle bu tarz arka planı desenli yapışkanlı albümler ne kadar azsa o kadar kolaylaşıyor işiniz.

Tüm fotoğrafları taradınız, ayırdınız ama işiniz henüz bitmedi. Bazı fotoğrafların arkasında yazı yazılmış oluyor. Bu yazıları da bir text dosyasında tutmak önemli. Hatta bunun üstüne bir de aile büyüklerinizi toplayıp bir fotoğraf gösterimi yapar, bunu da videoya kaydederseniz ilerleyen yıllar için 10 numara 5 yıldız bir iş yapmış olursunuz.

Yapılacak son bir şey kaldı o da depolamak. Sarfettiğiniz bunca emeği tek bir yerde tutarsanız kafanızı taşlara vurmanız için çok beklemeniz gerekmez. Genel kural en az 3 yedek almadıkça verinin güvenliğinin olmadığı yönündedir. Bu nedenle 1 yedeği bilgisayarda, 1 yedeği harici harddiskte, 1 yedeği de DVD ortamında tutmayı tercih ediyorum ben. En garantili yedekleme tercihi belki Dropbox gibi sanal ortamı olarak gözükebilir ancak bundan 30 sene sonra bu firmaların hizmetlerine devam edip etmeyeceği muallak olduğundan sadece bu tarz bir seçeneğe bel bağlamamak lazım. Üstelik şifre çaldırma ya da direk bu hizmetlerin hacklenmesi durumunda elinizdeki verinin güvenliğinden söz etmeniz imkansız hale geliyor.

Toplamda 1000 civarında fotoğrafı tarayıp işlemem 1 hafta kadar bir zamanımı aldı. Boş dönemime denk geldiği için uzun uzun çalışma fırsatı buldum. Eğer işten geldikten sonra günde 1-2 saat bu işle meşgul olacaksanız (ve benim gibi flatbed bir tarayıcı kullanıyorsanız) 2-3 haftalık bir maratonu göze almanız gerekecektir. Her şeye rağmen yıllar sonra açıp çocukluk fotoğraflarınıza baktığınızda “iyi ki yapmışım” diyeceğiniz bir iş olduğuna emin olabilirsiniz.

IMAGE00073

Bir Ayağı Çukurda Teknolojiyi Diriltme Çabaları – 3

Bol bol vaktim olduğu için evde aksayan ne varsa düzeltemeye giriştim. Önce evdeki kullanılmayan bilgisayarı ve diğer aygıtları elden geçirdim (serinin ilk iki yazısı bunlar hakkındaydı). Daha sonra bozuk dolap kapaklarının menteşelerini yeniledim, bir ayağı çatlak sandalyeyi onardım, ayakkabı dolabına bir raf ekledim, sarkan arızalı prizi değiştirdim, ekran kartı çipseti yerinden oynayan notebooku tamir edemeyince reball işlemi için bilgisayarcıya götürdüm (çok içime oturdu ama tamiri benim becerilerimin dışındaydı). Bunlar gibi ufak tefek işler bitince ne zamandır planladığım fotoğraf albümlerini tarayıp bilgisayara aktarma işine başlayayım dedim. Bu amaçla yılda en fazla 2 kez açılan bir dolaptaki albümleri indirirken gözüme bir şey ilişti. Albümleri bir tarafa bırakıp elime çocukluğuma dair flu bir anı olarak kalan bu cihazı aldım.

IMG_0121

Hayatımın ilk “atarisi”

Bahsettiğim cihazın ismi “Teletrans TV Sport”. Kendisi 70’lerde üretilmiş ilk atari oyunlarından biri olan Pong‘un sayısız taklitlerinden biri. Kasasında üretim tarihine ilişkin bir ibare göremediğimden net bir bilgim yok ama 80’lerde üretilmiş olduğunu sanıyorum. Kendisiyle çok fazla vakit geçirmemiştim ama o zamanlar Amiga öncesinde inanılmaz bir cihaz olarak görüyordum. Bir kere TV’ye bağlanıyordu ki bu çekiciliğini anlatmak için yeterli bir şeydi. Müzik yoktu ama sesler vardı. Şimdiki modern torunlarıyla karşılaştırınca komik dursa da gamepadleri vardı. Hiç de küçümsenecek bir cihaz değildi yani.

Hemen TV’ye bağladım kendisini. Şimdiki dijital monitörlerin getirdiği alışkanlıkla takar takmaz görüntü alamayınca bozulmuş herhalde diye düşünerek kapatıyordum ki Amiga zamanlarında TV’de görüntüyü arama yaparak bulduğumuzu anımsadım. Kısa bir arama sonucunda 20 yıl önce oynadığım oyunu TV ekranında tekrar gördüm.

IMG_0114

Danteliyle, çiçeğiyle tam bir anne evi

Cihazda 4 farklı mod var: masa tenisi, futbol, duvar tenisi ve alıştırma. Aslında hepsi hemen hemen aynı şeyler. Aşağıda bu 4 moda ait fotoğraflar bulunuyor.

Modlar

Soldan sağa sırasıyla: alıştırma, futbol, tenis ve duvar tenisi modları

Cihazın çalışacağına pek ihtimal vermezken neredeyse kusursuz bir şekilde çalışması (gamepadlerden biri arızalıydı ama biraz uğraşılsa çözülecek türden bir şey olduğuna eminim) beni şaşırttı. Seriye uygun olması için başlıkta “dirilte çabası” yazsa da pek çaba gösterdiğim söylenemez. Yine de meraktan içini açıp neler dönüyor bir bakayım dedim. Ahşap kasasının alt kapağını sökünce elle üretilmiş elektronik kartına ulaştım.

IMG_0131

El emeği, göz nuru elektronik kart

IMG_0134

Kartın tasarımcısı olduğunu tahmin ettiğim Ü.E.’nin imzası

Teletrans firmasının imzası

Teletrans firmasının imzası

Maalesef ne kadar uğraştıysam da bir türlü bu kartı kaldırıp incelemeye devam edemedim. Benden yaşlı olan bu cihaza saygımdan ötürü başına bir iş gelmemesi için fazla zorlamak da istemediğimden kartın fotoğraflarını çekip kasasını kapattım. TV’de tekrar test ettikten sonra geldiği yer olan dolabına geri koydum. Kendisi emeklilik günlerine devam ediyor.

Garibime giden şey internette bu cihaz ile ilgili çok az bilgiye erişebilmem oldu. 1-2 tane tarihi geçmiş ikinci el ilanı, 1 tane kısa inceleme ve 2 tane de forum postundan ibaret internetteki varlığı. Bendeki cihazın seri numarasını (2753) göz önünde bulundurunca en azından 2000 haneye girdiğini tahmin ettiğim bu cihaz ile ilgili daha fazla yazılıp çizilmesini beklerdim. Çalışan son birkaç örneğinden birine sahip olduğumu düşündüğüm Teletrans TV Sport’a saygılarımı sunar, günün birinde meraklısı gelip de bu yazıyı okursa altına 2 satır yorum yazmadan gitmemesini dilerim.